Bir siyasi tartışmanın kalitesi, sonunda herkesin aynı şeyi düşünmesiyle ölçülemez. Daha anlamlı ölçüt, tarafların birbirlerinin gerekçelerini anlayabilmesi ve kararların nasıl alındığını izleyebilmesidir. Yurttaşın yalnızca seçim günü konuştuğu bir düzen, gündelik sorunların bilgisini karar masasına taşımakta zorlanır. Mahalle toplantıları, açık bütçe görüşmeleri ve yurttaş meclisleri bu mesafeyi azaltabilir.
Ancak katılımın adı kadar etkisi de önemlidir: Öneriler duyuluyor mu, reddediliyorsa gerekçe açıklanıyor mu? Müzakereyi değerli kılan, anlaşmazlığı ortadan kaldırması değil, onunla birlikte karar vermeyi mümkün kılmasıdır. Böyle bir siyaset, hangi parti yönetirse yönetsin, yurttaşı dinleyici konumundan çıkarıp kararların takipçisi hâline getirmeyi hedeflemelidir.
Bu özgün yorumun arka planında OECD’nin 2020 tarihli yurttaş katılımı raporu bulunuyor. Yeni bir olay ya da araştırma sonucu aktarılmıyor. [1]
